MİNİMATE
22 Nisan 2013 Pazartesi
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN İLE İLGİLİ HİKAYELER
Kanuni Sultan Süleyman Han’a dair pek çok eserde yayınlanan hikayelerden bazılarını sizler için
derledik.İşte Kanuni Süleyman hakkında tarih kitaplarında geçen mevzu bahis hikayeler…
SENİ UYANIK BİLİYORDUK
Bir gün kadının biri Kanuni’ye müracaat ederek evinin soyulduğunu ve hırsızın yakalanmasını istedi.
Padişah kadını iyice inceledikten sonra: -”Bre kadın bu nasıl uyku ki, evin soyuluyor da haberi olmuyor?
Kadın gayet sakin ve rahat bir şekilde şöyle cevap verdi: -“Biz sizi uyanık biliyorduk!”.
KANUNİ’NİN NEZAKETİ
Kanuni, Süleymaniye Camii’nin temelini atarken yanında bulunan Şeyhülislam Ebusuud Efendiye: -
“Hocam, bu işe benden daha layıksınız, yapılacak caminin temel taşını siz koyunuz” dedi. Bir şaheser
olan Süleymaniye Camii bittikten sonra Mimar Sinan’a da şöyle dedi: - “Bu camii şerife sen yaptın.
Kapılarını ibadete açmak da senin hakkındır”
HEY! GAFİLLER!
I. Viyana muhasarası sırasında 5 Türk Avusturyalılara esir düşmüşlerdi. Viyana kalesi kumandanı
Türk esirlerine: - “Siz, hangi paşanın askerlerisiniz? Türk ordusunun mevcudu ne kadardır? Ne kadar
topunuz var?” gibisinden soru sorup bilgi almak istediler. Esirler bu sorulara cevap vermeyince,
hepside dayanılmaz işkencelere maruz bırakıldılar. Kumandan, yinede Türk esirlerinden bir cevap
alamayınca hepsini birer çuvala koyup, kayalardan aşağı attırdı. Son Türk esiri de kayadan aşağı
atılacağı sırada: -”Durun! beni atmayın hepsini söyleyeceğim” deyince, kendisini çuvaldan çıkardılar.
Çuvaldan çıkan Türk bir kahkaha atarak: “Hey gafiller, biz ölümden korkan bir milletin çocukları olsa
idik, Viyana önlerine kadar gelebilir miydik?” dedikten sonra, kendini kayalardan aşağı bıraktı.
KANUNİ’NİN MEKTUBU
1532 yılında Kanuni büyük bir ordu ile Almanya üzerine yürüdü. Aylarca Almanya’da gezdiği halde,
ne Ferdinand ve ne de kardeşi Şarlken, Kanuni ile savaşmaya cesaret edemediler. Bunun üzerine
Kanuni Şarlken’i savaş alanına çekebilmek için, aşağıdaki mektubu yazdı: - “Bu kadar zamandır erlik
davası yapıp durursun. Ne sende ne kardeşinde nam ve nişan yok. Sizlere saltanat ve erlik davası
haramdır. Belki karından dahi utanmazsın. Belki Kadın da gayret var sizde yok. Er isen meydana
gelesin, takdir ne ise yerine gele. Gel seninle saltanatı Beç (Viyana) sahrasında paylaşalım.
Bir kere dahi meydana çıkmazsan avratlar gibi çıkrık alıp padişahlık tacını takmayasın!.”
BARUTTAN BAŞKA BİR UNUTMUYORLAR
1543 yılında Barbaros Hayreddin Paşa, Fransıza beraber Nis’e saldırmıtı. Nis muhasarasının
En hararetli bir anında Fransızlar Barbaros’a müracaat edip, barutlarının bittiklerini bildirirler.
Barbaros buna kızmış ve yanında bulunan Dük Dankiyen’e şöyle demişti: - “İstanbul’da
iken devletiniz büyük ölçüde Savaşa hazırlandığı söylemiştiniz. Yoksa benimle eğleniyor
muydunuz? Ne güzel muhariplersiniz. Gemilerinizi şarap fıçıları ile doldurup, baruttan başka
bir şey unutmuyorsunuz”
GİT BAŞIMDAN ZAVALLI ÇOCUK
Roma Germen imparatoru Şarlken, Preveze savaşının intikamını almak için, 1541yılında
bizzat kendisi Cezayir’e saldırdı. Ancak ne var ki Şalken, burada da acı bir mağlubiyete
uğradığı gibi, geri dönerken de müthiş bir fırtınaya tutulup, pek çok gemisi battı.
Şarlken bu mağlubiyetlere dayanamayıp, başındaki imparatorluk tacını Akdeniz’in mavi
sularına firlatırken, şöyle diyordu: - “Git başımdan zavallı çocuk, belki seni, benden daha
bahtı açık bir hükümdar bulur da başına koyar!”
TEMİZLİK HASTASI
Ulemadan Şeyh Ebusaid Efendi bir temizlik hastası idi. Ayrıca ilmindne dolayı pek mağrur
olan bu zat, aynı zaman da bekardı. Ona göre kadın nefsi kirleten mahluklardı. Ebusaid
Efendi kimseye elini sürmez, sürdürmezdi. Evinde hamamı daima yanar her yanı günde
dokuz defa yıkanır, temizlenirdi. Ebusaid Efendi’nin bu durumunu sadrazam Semiz Ali Paşa,
Kanuni’ye aktardığında padişah: “O gelmez hünkarım. Saraya gelince teşrifat icabı koltuklanacak,
huzurunuzda saçak öpecek, o bunları yapamaz” diye cevap verdi. Padişah, Şeyh Ebusaid
Efendi’yi görmek için, bütün teşrifatı kaldırdı. Neticede Şeyh Ebusaid Efendi padişahın
huzuruna alınınca, Kanuni kendisine: - “Allah sizden razı olsun, gençleri ilminizin feyzi ile
nurlandırıyorsunuz” dedikten sonra, Semiz Ali Paşa’ya dönüp: - “Şeyh efendinin yevmiyesi
kaç akçedir?” diye sordu. Vezirde, “Yüz Akçe” diye cevap verince, padişah sözlerine şöyle
devam etti: -“Yüz akçe yetmez. Yüz akçede benden sabun parası ilave ediniz, biraz
yüreğindeki vehim ve vesvese çirkefini temizlesin!” Bu şahane hareketten sonra
Ebusaid efendi padişahın ayağına kapanıp af diledi. O günden sonra da temizlik
mevzuundaki hassasiyetini terk etti.
17 Nisan 2013 Çarşamba
MİMAR SİNAN'DAN 400 SENE SONRASINA MEKTUP
MİMAR SİNAN
"Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzade başı Cami'nin 1990'lı yıllarda
devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat
mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı tv'de
şöyle anlatmıştı.
Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların
üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı.
Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz
inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini
öğrenmiştik fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu.
Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık,
sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha
sonra kemeri yavaş yavaş sokup yapım teknikleri ile ilgili notlar
alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık.
Kalıbı soktuk.
Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden
çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik
bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde
dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir
şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve
Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu.
“Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet
zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek
isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu
kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu
ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.”
Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri
taşları Anadolu'nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam
ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşaasını anlatıyordu.
Bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için
gösterebileceği çabanın insan üstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı,
modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı
tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep
kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek
bilgiler de o koca mimarın erişilmez özelliklerindendir. Ancak
erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400
sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.
5 Nisan 2013 Cuma
2 Nisan 2013 Salı
1 Nisan 2013 Pazartesi
Efsane - (Bir ‘Barbaros’ Romanı)
Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler
.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler
,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar…
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar…
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye
dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak
gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.
Bu kitapta;
İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi.
Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.
Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.
Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.
İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.
Barbaros Hayreddin Paşa’yı...
Sonra, bir gül sepeti getirdi.
Isırılmış üç elmayı anlattı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



.jpg)





